top of page

NE OLDU?

20-26 Temmuz 2026

Yasa Yeşilada'ya Celpname: Mülkiyet Davalarında Yeni Bir Eşik mi?

 

Kuzeydeki Rum malı gaspı ile ilgili Kıbrıs hükümetinin attığı son adım kuzeyde özellikle eşdeğer koçanlılar arasında telaş ve endişe yarattı… Avrupa konseyinde Türkiye adına diplomatlık yapan Yasa Yeşilada’ya güneye geçişi sırasında Rum polisi tarafından dava tebliğ edildi. Yeşilada bir Türk aileden satın aldığı eşdeğer koçanlı malı 2023 yılında bir Alman aileye satmakla suçlanıyor…

 

Kıbrıslı Türk diplomat Yasa Yeşilada'ya Kıbrıs Cumhuriyeti makamları tarafından celpname tebliğ edilmesi, son dönemde mülkiyet davaları üzerinden tırmanan hukuki ve siyasi gerilimin yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor.

Yeşilada'nın, Kuzey Kıbrıs'ta eski Rum malları üzerinde gerçekleştirilen bir taşınmaz işlemi nedeniyle açılan davada sanık sıfatıyla mahkemeye çağrılması, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, kuzeydeki mülkiyet işlemlerine ilişkin cezai süreçleri müteahhitler ve emlak aracılarının ötesine taşıyarak farklı meslek gruplarına da yönelttiğini gösteriyor. 

 

Son iki yılda benzer davaların sayısındaki artış dikkat çekiyor. Kuzeyde eski Rum mallarının satışı veya pazarlanmasına ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında çok sayıda kişi hakkında dava açıldı; bazı yabancı yatırımcılar ve emlak sektöründe faaliyet gösteren isimler tutuklandı ya da haklarında yakalama kararları çıkarıldı.

Geçtiğimiz yıl ise beş Kıbrıslı Rum'un Kuzey Kıbrıs'ta tutuklanması, adadaki karşılıklı hukuki hamlelerin yeni bir boyut kazandığını göstermişti.

Mülkiyet sorunu, Kıbrıs meselesinin çözülmemiş en temel başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Ancak son gelişmeler, bu sorunun giderek daha fazla ceza hukuku alanına taşındığını ve bireylerin siyasi çözümsüzlüğün doğrudan tarafı hâline geldiğini ortaya koyuyor.

Kumyalı'daki Silo Faciası: İhmalin Bedeli Bir Can Oldu

Belediye Emekçileri Sendikası Başkanı Mustafa Yalınkaya”Bu hükümet katildir, ellerinde emekçinin kanı var!” dedi.

 

Kumyalı'da Toprak Ürünleri Kurumu'na ait 2 bin 500 ton kapasiteli ve tamamen dolu buğday silosunun aniden çökmesi sonucu 46 yaşındaki mevsimlik işçi Lokman Hacıhasanoğlu'nun yaşamını yitirmesi, Kuzey Kıbrıs'ta iş güvenliği ve kamu altyapısının durumu konusunda ciddi soruları yeniden gündeme taşıdı. Olayın ardından başlatılan soruşturma sürerken, facianın kesin nedeni henüz açıklanmış değil.

İlk belirlemelere göre silo, 24 Temmuz öğle saatlerinde henüz bilinmeyen bir nedenle çöktü. Polis, itfaiye ve Sivil Savunma ekiplerinin saatler süren çalışmasının ardından göçük altından çıkarılan Hacıhasanoğlu, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Ancak bu olay yalnızca talihsiz bir iş kazası olarak değerlendirilemez. Devlete ait stratejik bir tesiste, binlerce tonluk yük taşıyan bir silonun aniden çökmesi, bakım, denetim ve risk yönetimi mekanizmalarının yeterliliğini sorgulamayı zorunlu kılıyor. Böyle bir yapının düzenli olarak teknik kontrollerden geçirilip geçirilmediği, herhangi bir yapısal riskin daha önce tespit edilip edilmediği ve çalışanların olası tehlikelere karşı nasıl korunduğu artık kamuoyunun cevabını beklediği sorular arasında yer alıyor.

Kuzey Kıbrıs'ta geçmişte yaşanan birçok iş kazasında olduğu gibi, bu olayın da birkaç gün süren tartışmaların ardından unutulması en büyük tehlikedir. Gerçek sorumluların ortaya çıkarılmadığı, ihmallerin cezalandırılmadığı ve gerekli yapısal önlemlerin alınmadığı her durumda benzer faciaların yaşanması kaçınılmaz olacaktır. 

Lokman Hacıhasanoğlu artık geri gelmeyecek. Ancak onun ölümü, kamu kurumlarında güvenlik kültürünün güçlendirilmesi, bağımsız teknik denetimlerin etkin biçimde uygulanması ve çalışanların yaşam hakkının idari ihmaller karşısında korunması için bir dönüm noktası olmalıdır. Bir toplum, ancak benzer acıların tekrarını önleyebildiği ölçüde yaşadığı felaketlerden ders çıkarmış sayılır.

Sivas'ta 33 Yıl, Adalette 12 Yıl Bekleyiş

 

Anayasa Mahkemesi'nin (AYM), Sivas Madımak Katliamı'na ilişkin bireysel başvuruyu tam 12 yıl sonra karara bağlayarak "yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine" hükmetmesi, Türkiye'nin en ağır toplumsal travmalarından biriyle yüzleşme konusundaki gecikmiş adalet tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Mahkeme, yargı sürecinin etkili yürütülmediği sonucuna varırken, yaşamını yitirenlerin yakınlarına manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

2 Temmuz 1993'te Sivas'taki Madımak Oteli'nde 33 aydın, sanatçı ve yazar ile iki otel çalışanı hayatını kaybetmiş, olay Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak hafızalara kazınmıştı. Katliamın ardından açılan davalarda çok sayıda sanık mahkûm edilse de, firari sanıklarla ilgili davanın 2012 yılında zaman aşımı nedeniyle düşmesi kamuoyunda büyük tepki yaratmıştı. Bunun üzerine hayatını kaybedenlerin yakınları, 2014 yılında etkili soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu.

Ancak dikkat çekici olan yalnızca ihlal kararının içeriği değil, kararın alınması için geçen 12 yıldır. Adaletin gecikmesi, özellikle insan hakları ihlallerine ilişkin davalarda, çoğu zaman adaletin etkisini de zayıflatır. Nitekim başvuru sahipleri, Anayasa Mahkemesi'nden sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmaya hazırlanırken kararın açıklanmış olması da ayrı bir tartışma konusu hâline geldi.

AYM'nin kararı, devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediğini tescil etmesi bakımından önemli bir hukuki tespit niteliği taşıyor. Ancak bu karar, yıllardır adalet arayan aileler açısından kaybedilen zamanı geri getirmiyor. Üstelik kararın, olayın tüm sorumlularının ortaya çıkarılması ya da geçmişteki eksikliklerin telafi edilmesi anlamına da gelmediği açık.

Sivas Katliamı, yalnızca geçmişte yaşanmış acı bir olay değil; Türkiye'de hukukun, cezasızlık kültürünün ve devletin insan hakları ihlalleri karşısındaki sorumluluğunun nasıl ele alındığını gösteren önemli bir turnusol kâğıdı olmayı sürdürüyor. Aradan geçen 33 yıla rağmen adalet arayışının sona ermemesi, toplumsal hafızanın yalnızca zamanla silinmediğini, gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşma gerçekleşmediği sürece yaşamaya devam ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

NE OLDU?

13-19 Temmuz 2026

TÜRKİYE'YE
AĞIR CEZA:
1,4 MİLYAR 
DOLAR

Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı konusunda yıllardır süren uluslararası hukuk mücadelesinde Türkiye aleyhine verilen tahkim kararı, Paris'teki yargı sürecinin ardından da büyük ölçüde kesinleşti. Paris İstinaf Mahkemesi, Türkiye'nin kararı iptal ettirme başvurusunu reddederek, Uluslararası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Mahkemesi'nin hükmünü onamış oldu.

Davanın temelinde, Türkiye'nin 2014-2018 yılları arasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nden (IKBY) çıkarılan ham petrolün, Bağdat yönetiminin onayı olmaksızın Kerkük-Ceyhan Boru Hattı üzerinden dünya piyasalarına sevk edilmesine izin vermesi bulunuyordu. Irak merkezi hükümeti, 1973 tarihli Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması uyarınca ülke petrolünü ihraç etme yetkisinin yalnızca Irak Petrol Bakanlığı ve devlet şirketi SOMO'ya ait olduğunu savunarak 2014 yılında tahkim yoluna başvurmuştu.

ICC Tahkim Mahkemesi, 2023 yılında verdiği kararda Türkiye'nin anlaşmayı ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Irak'ın yaklaşık 2 milyar dolar tutarındaki zararını kabul ederken, Türkiye'nin karşı taleplerini de kısmen haklı bularak mahsuplaşma yapılmasına karar verdi. Sonuçta Türkiye'nin Irak'a faiz hariç yaklaşık 1 milyar 471 milyon dolar tazminat ödemesi gerektiği hükme bağlandı.

Kararın ardından Türkiye, Ceyhan üzerinden IKBY petrolünün akışını durdururken, yaklaşık 450 bin varillik günlük ihracat kapasitesine sahip hattın faaliyetleri uzun süre askıda kaldı. Bu durum hem Irak'ın petrol gelirlerinde milyarlarca dolarlık kayba yol açtı hem de bölgedeki enerji ticaretini olumsuz etkiledi. Taraflar arasında hattın yeniden açılması için zaman zaman müzakereler yürütülse de hukuki ve siyasi anlaşmazlıklar süreci geciktirdi.

Paris İstinaf Mahkemesi'nin son kararıyla birlikte Türkiye'nin hukuki itiraz yolları önemli ölçüde daralmış oldu. Karar, devletler arası enerji anlaşmalarında uluslararası tahkim hükümlerinin bağlayıcılığını bir kez daha ortaya koyarken, Irak-Türkiye enerji ilişkilerinde yeni bir dönemin de habercisi olarak değerlendiriliyor.

Bertan Özerdağ:
"Anayasa değişikliği
artık elzem"...

KKTC Yüksek Mahkeme Başkanı Bertan Özerdağ, 2025-2026 adli yılının sona ermesinin ardından yaptığı değerlendirmede, yargının daha hızlı ve etkin işlemesi için anayasa değişikliğinin artık kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. Mahkemelerde giderek artan iş yüküne dikkat çeken Özerdağ, mevcut anayasal yapının yargının ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti.

Özerdağ'ın verdiği bilgilere göre, 2025 yılı içerisinde önceki yıldan devreden dosyalarla birlikte yaklaşık 150 bin dava dosyalandı. Bunların yaklaşık 83 bini sonuçlandırılırken, yaklaşık 75 bin dosya ise 2026 yılına devretti. Artan dava yükünün yargı sisteminin kapasitesini zorladığını ifade eden Özerdağ, bu nedenle hem yasal hem de anayasal düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Yüksek Mahkeme Başkanı, hazırlanan anayasa değişikliğiyle Yüksek Mahkeme'deki yargıç sayısının artırılmasının, idari davaların ilk derece mahkemelerinde görülmesinin ve üç dereceli yargılama sistemine geçilmesinin hedeflendiğini kaydetti. Böylece davaların daha kısa sürede sonuçlandırılması ve yüksek yargının üzerindeki iş yükünün azaltılması amaçlanıyor. Düzenlemenin ayrıca idari davalarda tazminat mekanizmasının önünü açacağı ifade edildi.

Özerdağ, anayasa değişikliğinin yanı sıra yargıda dijital dönüşüm çalışmalarının da sürdüğünü belirtti. Elektronik dosyalama, elektronik arşiv, elektronik haciz ve elektronik tebligat sistemleri üzerinde çalışmalar devam ederken, duruşmalarda ses kayıtlarının otomatik olarak yazıya dönüştürülmesi, video konferans yöntemiyle ifade alınması ve yapay zekâ destekli karar ile mevzuat arama sistemlerinin de hayata geçirilmesinin planlandığını söyledi. Ayrıca Lefkoşa'da ikinci Ağır Ceza Mahkemesi'nin yeni adli yılda faaliyete geçeceğini belirten Özerdağ, tüm bu adımların yargının etkinliğini artırmayı hedeflediğini vurguladı. Hazırlanan anayasa değişikliği taslağının Bakanlar Kurulu tarafından Cumhuriyet Meclisi'ne sevk edildiğini, düzenlemenin yeni yasama döneminde ele alınarak referanduma sunulmasının beklendiğini de sözlerine ekledi.

Hristodulidis Solomu ile İsaac Cinayetlerini Gündeme Taşıdı

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, 1996 yılında Derinya'daki tampon bölge yakınlarında düzenlenen gösteriler sırasında öldürülen Tasos Isaac ve Solomos Solomu cinayetlerine ilişkin davada "yeni gelişmeler" yaşandığını açıkladı. Ancak söz konusu gelişmelerin niteliği hakkında kamuoyuna ayrıntı vermekten kaçınan Hristodulidis, soruşturmanın hassasiyeti nedeniyle açıklamaların şimdilik ailelerle paylaşılacağını söyledi.

Başkanlık Sarayı'nda, Isaac ve Solomu'nun ölümünün 30'uncu yılı dolayısıyla Yunanistan'da anma motosiklet turu düzenleyen grubun üyelerini ve hayatını kaybedenlerin ailelerini kabul eden Hristodulidis, 1996 Ağustos'unda yaşananların Rum yönetimi açısından "kapanmış bir dosya" olmadığını vurguladı. Olayları "cinayet" olarak nitelendiren Hristodulidis, "Bunlar cinayettir, başka hiçbir şey değildir. Hepimiz ne yaşandığını gördük. Bu konu bizim için kapanmış değildir" ifadelerini kullandı.

Hristodulidis, davada kaydedilen gelişmeler hakkında kamuoyu önünde konuşmasının doğru olmayacağını belirterek, "Aileleri spot ışıklarından uzak bir ortamda bilgilendirebilirim. Hükümet olarak cinayetlerden sorumlu olan kişilerle ilgili yapılması gereken ne varsa yapıyoruz" dedi. Açıklamasında hangi hukuki ya da diplomatik girişimlerden söz ettiğine ilişkin ise herhangi bir ayrıntı vermedi.

Tasos Isaac, 11 Ağustos 1996'da Derinya'daki gösteriler sırasında kalabalık bir grup tarafından darp edilerek öldürülmüş, üç gün sonra düzenlenen cenaze töreninin ardından gerçekleşen protestoda Solomos Solomu ise sınırdaki bayrak direğine tırmanırken açılan ateş sonucu yaşamını yitirmişti. Her iki olay da uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi daha sonra Türkiye'yi yaşam hakkının ihlali ve etkin soruşturma yürütülmemesi nedeniyle mahkûm etmişti.

Aradan otuz yıl geçmesine rağmen cinayetlere ilişkin cezai süreç fiilen sonuçlandırılamazken, Hristodulidis'in "yeni gelişmeler" açıklaması davanın yeniden gündeme taşınmasına neden oldu. Rum yönetimi, İsak ve Solomu'nun anısını yaşatmanın yalnızca sembolik törenlerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunurken, faillerin hesap vermesine yönelik girişimlerin sürdüğünü belirtiyor. Hristodulidis de 8 Ağustos'ta Derinya'da düzenlenecek anma törenine katılacağını açıklayarak, bunun hem devletin hem de şahsen kendisinin bu iki olay karşısındaki sorumluluğunun bir gereği olduğunu ifade etti.

bottom of page