top of page

ÖNE ÇIKANLAR

20-26 Temmuz 2026

Dünya Kupası Finalinde Neden Tarafsızlar İspanya'nın Yanındaydı?

 

2026 FIFA Dünya Kupası finalinde İspanya'nın Arjantin'i uzatmalarda 1-0 yenerek kupayı kazanması, sadece futbol açısından değil, tribünlerde ve sosyal medyada oluşan atmosfer bakımından da dikkat çekiciydi. Final boyunca ve maçın ardından dünyanın dört bir yanındaki çok sayıda tarafsız futbolseverin İspanya'nın zaferini kutlaması, "Neden herkes İspanya için seviniyor?" sorusunu gündeme taşıdı.

Bunun ilk nedeni, İspanya'nın turnuva boyunca sergilediği futboldu. Luis de la Fuente yönetimindeki ekip, disiplinli savunması, topa hâkim oyunu ve bireysel yıldızlardan çok kolektif performansa dayanan anlayışıyla birçok futbol otoritesinin beğenisini kazandı. Finalde de sabırlı oyununu son ana kadar sürdürerek kupaya uzandı.

Ancak sempatiyi açıklayan tek unsur futbol değildi. Arjantin, Lionel Messi'nin son Dünya Kupası olması nedeniyle önemli bir destek toplasa da, turnuva boyunca bazı oyuncuların ve taraftar gruplarının agresif tavırları eleştirilerin hedefi oldu. Finalin ardından Arjantinli bazı futbolcuların İspanya'nın kupa seremonisine sırtlarını dönmesi ve maç sonrasında yaşanan gerginlikler, uluslararası kamuoyunda olumsuz karşılandı.

Sosyal medyada da benzer bir tablo oluştu. Özellikle Latin Amerika dışındaki birçok futbolsever, kupayı kimin hak ettiğini tartışırken İspanya'nın turnuva boyunca daha istikrarlı ve daha estetik futbol oynadığını savundu. Reddit ve diğer platformlarda yapılan yorumlarda, tarafsız izleyicilerin önemli bir bölümünün finalde İspanya'yı desteklediği görüldü.

 

İspanya'ya yönelik sempatiyi artıran etkenlerden biri de kuşkusuz genç yıldız Lamine Yamal'ın saha dışındaki duruşuydu. Yamal, son dönemde Filistin halkıyla dayanışma gösteren paylaşımları ve Gazze'de yaşanan insani trajediye ilişkin mesajlarıyla özellikle Filistin'i destekleyen kesimlerin takdirini kazandı. Dünyanın birçok yerinde futbolcuların bu konuda sessiz kalmayı tercih ettiği bir dönemde Yamal'ın tavrı, milyonlarca insan tarafından cesur bir duruş olarak değerlendirildi. Bu nedenle finalde bazı tarafsız futbolseverlerin İspanya'yı desteklemesinde yalnızca takımın oynadığı futbol değil, Yamal'ın temsil ettiği insani duruşun da etkili olduğu yönünde yorumlar yapıldı. Elbette bu, İspanya'yı destekleyen herkes için geçerli bir neden değildi; ancak özellikle Filistin yanlısı çevrelerde genç futbolcuya duyulan sempati, final gecesinin dikkat çeken unsurlarından biri hâline geldi.

 

Belki de bu finalin en önemli mesajı, futbolseverlerin artık yalnızca büyük yıldızların peşinden gitmediğini göstermesiydi. Messi, kuşkusuz futbol tarihinin en büyük oyuncularından biri olarak kariyerini bir başka Dünya Kupası finaliyle taçlandırdı. Ancak romantik hikâyeler her zaman kupayla bitmiyor. Bazen insanlar, bireysel efsanelerden çok, sahada en doğru futbolu oynayan takımın kazanmasını istiyor.

İspanya'nın zaferi de biraz bunu temsil etti. Gösterişten uzak, sistemli, sabırlı ve takım olmayı başaran bir futbol anlayışı... Tarafsızların önemli bir bölümünün sevindiği şey belki de yalnızca İspanya'nın kazanması değildi; futbolun, yıldızlardan ziyade ortak emeğin ödüllendirildiğine duyulan inançtı. Bu nedenle final gecesi kutlanan sadece bir şampiyonluk değil, kolektif futbolun bireysel kahramanlıkların önüne geçebileceği fikriydi.

Makarios Drusiotis Ağır Ceza Mahkemesi'nde: Hukuk Devleti İçin Zorlu Bir Sınav

Kıbrıslı gazeteci ve yazar Makarios Drusiotis hakkında açılan ceza davasının Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesine karar verilmesi, yalnızca bir gazetecinin yargılanması değil, aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hukuk devleti ve ifade özgürlüğü anlayışı açısından da yakından izlenecek bir sürecin başlangıcını oluşturuyor.

Başsavcılık tarafından açılan davada Drusiotis ile kamuoyunda "Sandy" olarak bilinen kadın hakkında toplam 101 suçlama yöneltildi. İddianamede sahte belge hazırlama ve dolaşıma sokma, yalan haber yayımlama ve taciz gibi suçlamalar yer alıyor. Dava, Drusiotis'in bu yıl kamuoyuna sunduğu ve yargı mensupları, siyasetçiler ile iş insanlarını kapsayan ciddi yolsuzluk ve suç iddialarının ardından başlatılan polis soruşturmasının sonucunda açıldı. Polis, Europol ve FBI uzmanlarının da katkısıyla yürütülen incelemede iddiaları doğrulayacak objektif delil bulunamadığını, bazı dijital mesajların ise sonradan üretildiği sonucuna ulaştığını açıkladı.

Drusiotis ise suçlamaları reddediyor. Hakkındaki davanın, yıllardır yürüttüğü araştırmacı gazetecilik faaliyetlerini ve özellikle eski Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis dönemini konu alan "Mafia State" araştırmalarını itibarsızlaştırmayı amaçladığını savunuyor. Davanın siyasi saiklerle açıldığını öne süren gazeteci, yargı önünde bu iddialarını dile getireceğini açıkladı.

Bu aşamada unutulmaması gereken temel ilke, masumiyet karinesidir. Ne Drusiotis ne de diğer sanıklar, mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilebilir. Aynı şekilde, savcılık makamının ileri sürdüğü iddialar da yargılama tamamlanmadan kesinleşmiş gerçekler olarak kabul edilemez. Hukuk devletinin gücü, tam da böylesi tartışmalı dosyalarda adil, bağımsız ve şeffaf bir yargılama yapabilmesinde ölçülür.

Bu nedenle Drusiotis davası, yalnızca bir ceza davası olmanın ötesine geçmiş durumda. Mahkemenin ortaya koyacağı süreç, hem araştırmacı gazeteciliğin sınırları hem de kamu yararı adına yapılan yayınların hangi koşullarda cezai sorumluluk doğurabileceği konusunda emsal niteliğinde olacaktır. Sonuç ne olursa olsun, kamuoyunun beklentisi siyasi tartışmaların değil, somut delillerin ve hukukun üstünlüğünün belirleyici olmasıdır.

TAÇAM GÖKBÖRÜ’NÜN TELEFONUNA POLİS EL KOYDU

 

Ülkemizin önde gelen toplumsal aktivistlerinden Taçam Gökbörü’nün telefonuna polis el koydu. Geçtiğimiz Kasım ayında gazetemizde de yayınlanan bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle telefonuna el konulan Gökbörü’ye dava okunmadı. Taçam Gökbörü “KKTC’ye hakaret” etmekle suçlanıyor…

Taçam Gökbörü'nün konuyla ilgili sosyal medya hesabından paylaştığı yazıyı aynen yayınlıyoruz...

EOKA C'ye mektup 

 

Merhabalar sevgili savcı, ve veya sevgili polis, ve veya sevgili akp, ve veya işgal, teslimiyet memuru zat.

Görüyorsun değil mi bu paylaşımımı?

Evet görüyorsun

Şu an görüyorsun 

Biliyorsun değil mi?

Ben!

Taçam Gökbörü 

56 yaşında 

Senin yaşamış veya yaşıyor olduğun hayatı 50 defa cebinden çıkaracak bir hayat yaşadı ve yaşıyor 

Hazmedemiyorsun.

Ezmek istiyorsun beni kendince, elindeki bu çakma devlet imkanları ile!

Hırsından zencir çiğniyorsun!

Ağrına gidiyor değil mi?

O kadar maaş alıyorsun, ama ortalama bir hayat. İdare edip, altına bir Mercedes otomobil çekip başarılı görüntüsü ile yaşamak için canını yiyorsun...

Girmişsin bir çıkmaza!

(kk)TC'yi savunup emeklilik maaşını bekliyorsun.

Fakat biliyorsun ki çocukların ve torunların boku yedi şimdiden. 

Huzur yok artık. İçin için de kendini kemiriyorsun!

Taçam Gökbörü bugün ölse senin 5 nesil yaşamış ve yaşayacaklarından daha iyi bir hayat yaşamış 

Düşünsene... 

Kahrından ölebilirsin

Ama direnmek zorundasın 

Daha beklediğin terfiler var önünde 

10 - 15 bin lira daha fazla maaş için girmeyeceğin şekil yok

Her göreve hazırsın 

Ataların bu ülke bu hale gelmesin diye silahsız mücadele veren avukatlar vurup öldürmüş yataklarında!

Taçam Gökbörü'yü kısa süreli de olsa bu ayrık otu işgal düzenine hizmet ediyorum diyebilmek için iki gün de olsa nezarete atabilmek için didik didik ediyorsun sayfamı!

Zor değil mi bulabilmek?

Evet zor 

Biliyorum 

Çünkü senden daha zekiyim

Hatta şunu söyleyebilirim 

Zekana güvenmediğin için bu ayrık otu düzene hizmet ediyorsun 

Mecbursun 

Denktaş da aynı yolu yürüdü seninle 

Başka bir iş yapabilecek kapasiten yok, hiç de olmadı zaten

Mahallede çocukken oyun oynayacak arkadaş bile bulmakta zorlandın,

Hep başarılı olup göze girmek için hırsla çalışıp çabaladın.

Evet işte sana bir fırsat daha 

Beni mahkeme ve yargıç huzuruna çıkarmak için didik didik ediyorsun Facebook sayfamı

Dosya hazırlamaya çalışıyorsun.

Görüyorum seni!

Gözüm üzerinde iki gözüm  

Sen benim verdiğim vergilerle aldığın maaşla bana karşı ve Kıbrıslılığa karşı verdiğin bu umutsuz mücadelede AKP'nin manivellası olmak ve işgal var dediğimde beni haklı hale getirmek için düştüğün tuzaktan en iyi şekilde çıkmaya çalışıyorsun.

Çalış bakalım 

Sana emri verenlerin uşağı olmak seni zerre kadar rahatsız etmiyor.

İşte bu yüzden 

Diyorum ki 

Bu güruh Kıbrıs için yüz yıllardır sorun

Dün Osmanlı'nın, bir sonraki gün ingiliz'in, bugün de sözde yeni Osmanlı'nın emrine amadesin.

Bekliyorum 

Mahkemede görüşeceğiz diliyorum 

O yaşayamadığın güzel hayatı yaşayan ve nokta kadar çıkar için virgül kadar eğilmeyen ben ve "sen/siz."

Karşılaşacağız diliyorum tüm kalbimle 

Beni yatağımda uyurken vurup öldüremediğin için zincir çiğniyorsun.

Ama bil ki vurup öldürebilsen bile seni ve tüm sülalenin yaşadığı hayatların toplamından bile daha iyi bir hayat yaşadım bu güne kadar bile 

Hazırım yani bildiğin !

Haaa!

O pilatin var ya bacağımda, kalçamda 

Hani senin can simidi gibi yapışıp kaldığın bu EOKA C düzeninden, düzeneğinden hediye!

O hala orda 

Ama yine de değişmiyor birşey 

O senin yaşadığın maaş bazlı zebil hayatından daha iyi bir hayat yaşamış ve yaşıyor olmama olamıyor engel 

Hatta, bir gün 

Gel beraber Trodos'a tırmanalım velesbitnan

Lütfen geeel!

Şener Levent abimden ricamdır.

Bu paylaşımımı yayınlarsa...

 

İmza: 

şu an EOKA C tarafından itina ile izlenen sade bir Kıbrıslı, Taçam Gökbörü 

ÖNE ÇIKANLAR

13-19 Temmuz 2026

Schengen Üyeliği
Kıbrıs Sorununa 
Takılıyor

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'nin serbest dolaşım alanı olan Schengen Bölgesi'ne katılma hedefi, adadaki çözümsüzlük nedeniyle önemli hukuki ve siyasi engellerle karşı karşıya bulunuyor. Rum yönetimi son yıllarda Schengen üyeliği için teknik hazırlıklarını hızlandırırken, Avrupa Birliği kurumları Kıbrıs sorununun yarattığı fiili bölünmenin üyelik sürecinde dikkate alınması gereken temel meselelerden biri olduğunu vurguluyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Schengen üyeliğini hükümetinin öncelikli hedefleri arasında göstererek gerekli teknik kriterlerin büyük bölümünün yerine getirildiğini açıklamıştı. Ancak Schengen sisteminin dış sınırların etkin biçimde denetlenmesini öngörmesi, adanın kuzeyi ile güneyi arasındaki Yeşil Hat'ın statüsünü yeniden gündeme taşıdı. Avrupa Birliği, Yeşil Hat'ı Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dış sınırı olarak değil, Birliğin müktesebatının askıya alındığı bir iç hat olarak değerlendiriyor. Bu durum, Schengen kurallarının Kıbrıs'ta nasıl uygulanacağı konusunda hukuki belirsizlik yaratıyor.

Avrupa Komisyonu'nun değerlendirmelerine göre Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Schengen'e katılabilmesi için yalnızca bilgi sistemleri, sınır güvenliği ve vize altyapısının yeterli olması yeterli görülmüyor. Üye devletlerin oybirliğiyle vereceği siyasi karar da gerekiyor. Diplomatik kaynaklar, bazı AB ülkelerinin adadaki mevcut statüko çözülmeden Schengen üyeliğinin yeni siyasi ve güvenlik sorunları doğurabileceği yönünde çekinceler dile getirdiğini belirtiyor.

Uzmanlara göre Schengen üyeliği, Kıbrıs sorunundan tamamen bağımsız teknik bir süreç olmaktan çıkmış durumda. Özellikle Yeşil Hat üzerinden gerçekleşen geçişler, düzensiz göç, iltica başvuruları ve sınır denetimlerinin nasıl uygulanacağına ilişkin sorular henüz netlik kazanmış değil. Bu nedenle Rum yönetiminin teknik hazırlıkları devam etse de, üyelik sürecinin nihai aşamasında siyasi değerlendirmelerin belirleyici olması bekleniyor.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü sürdükçe Schengen üyeliğinin zamanlamasının da belirsizliğini koruyacağı değerlendirilirken, AB çevrelerinde adadaki mevcut durumun üyelik sürecini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olmayı sürdürdüğü ifade ediliyor.

KKTC'de Yeni Asgari Ücret
Belirlendi

KKTC’de yeni asgari ücret brüt 70.893 TL, net 61.677 TL olarak belirlenirken, saatlik 408.99 TL, günlük 3.271,98 TL ve haftalık ücret de 16.359,92 TL olarak belirlendi.

Yeni Asgari Ücret Tartışmaları Büyüyor: Alım Gücü Eriyor, Gelir Adaletsizliği Derinleşiyor

KKTC'de Asgari Ücret Saptama Komisyonu'nun aldığı kararla yeni asgari ücret yürürlüğe girerken, açıklanan rakam işçi kesimi ile işveren temsilcileri arasında yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Hayat pahalılığının hız kesmeden devam ettiği, Türk lirasındaki değer kaybının ithal ürün fiyatlarını sürekli yukarı çektiği bir dönemde belirlenen yeni ücretin çalışanların temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu yönünde eleştiriler yapılıyor.

İşçi sendikaları, belirlenen ücretin "yaşam ücreti" olmaktan çok "açlık sınırına yakın bir çalışma ücreti" niteliği taşıdığını savunurken, özellikle kira, elektrik, su, eğitim ve sağlık harcamalarındaki artışın çalışanların gelirini daha maaşını almadan erittiğine dikkat çekiyor. Buna karşılık işveren kesimi ise artan maliyetler, yüksek enflasyon ve döviz baskısı altında faaliyet gösteren işletmeler açısından daha yüksek bir artışın sürdürülebilir olmadığını öne sürüyor.

Ancak tartışmanın merkezinde yalnızca asgari ücretin miktarı değil, ülkede giderek derinleşen gelir dağılımı adaletsizliği bulunuyor. Son yıllarda kamu çalışanlarının maaşları hayat pahalılığı ödeneğiyle düzenli olarak artırılırken, özel sektör çalışanlarının büyük bölümü fiilen asgari ücret seviyesinde çalışmaya devam ediyor. Aynı ekonomik krizden etkilenen iki farklı kesim arasında oluşan maaş farkı her geçen yıl daha da büyüyor. Kamu sektöründe çalışanlar enflasyona karşı kısmen korunabilirken, özel sektörde çalışan binlerce kişi yükselen fiyatlar karşısında alım gücünü hızla kaybediyor.

Ekonomistler, yalnızca asgari ücret artışlarının tek başına çözüm üretmeyeceğini, yüksek enflasyonun kontrol altına alınmadığı ve üretime dayalı ekonomik politikalar geliştirilmediği sürece yapılan zamların kısa süre içinde etkisini yitirdiğini belirtiyor. Özellikle dövize bağlı kira piyasası ve ithalata bağımlı ekonomi, ücret artışlarının çok kısa sürede fiyatlara yansımasına neden oluyor.

Öte yandan birçok uzman, ülkede sosyal adaletin giderek zayıfladığı görüşünde birleşiyor. Aynı işi yapan veya benzer eğitim düzeyine sahip bireyler arasında yalnızca kamu ya da özel sektörde çalışıyor olmaktan kaynaklanan büyük gelir farklılıkları, toplumda adalet duygusunu zedeliyor. Buna ek olarak, yüksek maaşlı kamu yöneticileri ile asgari ücretle yaşam mücadelesi veren çalışanlar arasındaki uçurumun büyümesi, ekonomik olduğu kadar sosyal bir sorun olarak da değerlendiriliyor.

Yeni asgari ücret bu nedenle yalnızca ücret pazarlığının sonucu olarak değil, KKTC ekonomisinin yapısal sorunlarını ve giderek derinleşen toplumsal eşitsizliği yeniden gözler önüne seren bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Çalışanların önemli bir bölümü için asıl mesele maaşın ne kadar arttığı değil, ay sonunu borçlanmadan getirebilmek ve insanca yaşayabilecek bir gelir düzeyine ulaşabilmek olarak öne çıkıyor.

Guterres Kıbrıs’a Geliyor

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs ziyareti öncesi diplomatik hareketlilik

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Temmuz sonunda Kıbrıs'a gerçekleştirmesi beklenen ziyaret, adadaki siyasi süreç açısından yeni bir diplomatik temas olarak değerlendiriliyor. New York'ta gerçekleştirilen genişletilmiş gayriresmî Kıbrıs toplantısının ardından gündeme gelen ziyaretin, taraflar arasında güven artırıcı adımların ele alınması ve diyaloğun sürdürülmesi amacı taşıdığı belirtiliyor.

Diplomatik kaynaklara göre Guterres'in ziyaretinde, Kıbrıs'taki iki liderle ayrı ayrı görüşmesi, ayrıca Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) ve BM İyi Niyet Misyonu yetkililerinden sahadaki son gelişmelere ilişkin bilgi alması bekleniyor. Görüşmelerde geçiş kapıları, gençlik ve sivil toplum alanındaki iş birliği, çevre ve iklim konularında ortak çalışmalar ile ara bölgede güven artırıcı önlemler gibi başlıkların da gündeme gelmesi öngörülüyor.

Ziyaretin en önemli boyutlarından biri ise, New York'ta tarafların üzerinde mutabakata vardığı diyaloğun devam ettirilmesi hedefi olacak. BM Genel Sekreteri, son yıllarda çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasına yönelik ortak zeminin bulunamadığını kabul etmekle birlikte, taraflar arasındaki iletişim kanallarının açık tutulmasının önemine dikkat çekiyor. Bu çerçevede Guterres'in, tarafları kapsamlı çözüm konusunda pozisyonlarını değiştirmeye zorlamak yerine, üzerinde uzlaşılabilecek sınırlı alanlarda ilerleme sağlanmasını teşvik etmesi bekleniyor.

Öte yandan, Kıbrıs'taki siyasi tarafların temel tezlerinde herhangi bir değişiklik bulunmuyor. Rum tarafı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları temelinde iki bölgeli, iki toplumlu federasyon hedefini savunmayı sürdürürken, Türk tarafı egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm modelini gündemde tutuyor. Bu nedenle Guterres'in ziyaretinden kapsamlı müzakerelerin yeniden başlamasını sağlayacak somut bir sonuç çıkması beklenmiyor.

Buna rağmen diplomatik çevreler, BM Genel Sekreteri'nin adaya yapacağı ziyaretin siyasi diyaloğun tamamen kopmaması açısından sembolik ve pratik önem taşıdığı görüşünde birleşiyor. Uzun süredir çözümsüzlüğün gölgesinde ilerleyen Kıbrıs meselesinde taraflar arasındaki temasların sürdürülmesi, özellikle bölgesel gelişmelerin hız kazandığı bir dönemde, Birleşmiş Milletler'in sürece olan bağlılığını göstermesi bakımından da önem taşıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in 27-29 Temmuz tarihlerinde gerçekleştireceği Kıbrıs ziyareti, son yılların en önemli diplomatik temaslarından biri olarak değerlendiriliyor.

Dipnot...

Guterres'in bu ziyareti, görev süresinin bitimine aylar kala Kıbrıs'a yaptığı ilk ziyaret olacak.

2017'de Crans-Montana'nın çöküşünden bu yana ilk kez bir BM Genel Sekreteri adaya geliyor.

Bu ziyaret, kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaktan çok, yeni bir gayriresmî genişletilmiş konferansın zeminini hazırlama girişimi olarak görülüyor.

Tarafların temel pozisyonları değişmediği için büyük bir siyasi atılım beklenmiyor; ziyaret daha çok diplomatik temasların canlı tutulmasını amaçlıyor.

bottom of page