Ali Osman
Periyodik
DURUM BUNDAN İBARET
Yine gemi kazası meselesi var gün- demimde...
Dün zaten birçok soru sordum...
Eksik bıraktıklarım da var...
Ruh halim içerisinde aklıma gelenler onlardı...
Ünal Üstel Ankara'ya gitti...
Bu gemi işini konuşacakmış...
Gemi dediğim de hepinizin bildiği sürat teknesi gibi bir şey....
Neyse arkasında birçok soru bırakarak denizin dibini boyladı...
Her ne kadar başlangıçta 8 ölüm 20 kayıp dense de ve hesaplamalar hep bunun üzerinden yapılsa da kimse kayıp kişilerin sayısını bilmez...
Resmi olarak 28 dendi onun üz- erinden hesaplanacak herşey...
Türkiye’den arka arkaya 2 araştırma gemisi geldi...
Daha sonra bulunan cesetlerin bu gemiler tarafından kurtarılmış oldukları söylenmeye çalışılsa da kayalar arasına sıkışan ve de sahile vuran cesetler oldukları iddia ediliyor...
Ve Tayyip Erdoğan çıkıp 9 gemi ve 11 hava aracı ile araştırma yaptıklarını söyleyince ben değil sadece herkes şaşırdı...
Varolan geminin biri de yakıtı bitmek üzere olduğu için yakıt almak üzere geri döndü...
Çanakkale'de 2 gemi çarpıştı ve bir tanesi sulara gömüldü...
Pek gündem bile olmadı Filo Jet kadar...
Buradaki kazanın, oradakiyle nasıl bir farklılığı var diye akıllara da takılmadı değil...
Bunu ana yavru ilişkisi ile bağlantılı kılmak yanlış olur!
Tayyip 9 gemi 11 hava aracı derken ailelerini bekleyen bazı vatandaşlar böyle bir faaliyet görmediklerini söylediler...
Koskoca "padişah" yalan söyler mi?!
Bu arada 12 ülke İsrail'e yönelik ortak yaptırım kararı almış, Erdoğan da bunları kutlamış.
Bunun arkasında da maddi çıkar var, emin olun...
Onlar yaptırım uygularken İsrail'in isteklerini Türkiye yerine getirecek...
Ha bir de şu var...
Üstel bir açıklama yaptı bu arada ve batık geminin ve içindekilerin çıkarılması için özel bir şirketle anlaşabilirlermiş dedi…
Durum bundan ibaret.
.................
HAYAL KIRKLIKLARI
Guterres geldi ve gitti!
Guterres'in toplantılardan sonra söyledikleri üç gruptan ikisinin moralini bozarken bir gruba da sevinç kattı...
Bunlar kendilerine "örgütsüz vatandaşlar" diyenler...
Guterres'in kuzeye geçtiği sırada onu protesto eden kesim yani...
Bir gün önce yapılan açıklama birkaç saat sonra bu eyleme YDP'nin katılmayacağı genel sekreteri tarafından açıklandıktan sonra "örgütsüzler" Mücahitler Derneği'nin öncülüğünde protesto eylemlerini gerçekleştirdiler...
Guterres'in açıklamalarına sevinenler bunlar oldular...
Tabii bir de 74'ten sonra türeyen hammahummacılar!
Olası bir çözüm veya anlaşmada rant sağladıkları Rum mallarının ellerinden alınacağının korkusunu yaşamaktaydılar...
Üzülenler, yani hayal kırıklığına uğrayanlar da kendilerine sol, sosyal demokrat diyenler oldu...
Guterres'in bana göre verdiği en önemli mesaj, tabiri caizse, çözümü gerçekleştirmemeniz halinde sizi çok
zor günler bekler, sözü oldu... Bir işaretti belki de bu... Burası askeri bir kamp...
Türk, Yunan, Fransız, Amerikan, İsrail orduları bunun içinde... Ortadoğu henüz şekillenmedi... Bu şekillenmede Kıbrıs'ın önemi ortada...
Doğalgaz konusu da var...
Bu doğalgaz Avrupa için önemli... Ve en büyük engel olarak görünen ülke de Türkiye...
Türkiye'nin ekonomik durumu ortada...
Batmış bitmiş bir ülke...
Türkiye'de yaşanması olası iç hesaplaşmalar, iç karışıklıklar bizi daha fazla etkileyecek...
Umuda yatanlar ve Guterres'ten medet umanların yanılmaları ilk değil...
Daha önceleri de aynı hayal kırıklıkları yaşadılar...
Olası bir savaşta çözüm istemeyenler ve çocukları değil...
Rum malları üzerinden rant sağlayanların evlatları değil...
10 bin Euro maaş alanların akrabaları, yakınları değil...
70 bin TL brüt maaşa talim edenlerin evlatları sürülecek cepheye... Hep böyle olmuştur bugüne kadar...
Bu hayal kırıklıkları yeni göçlere yol açacak...
Ama yerlerine gelecek olanlar da
artacak...
............................
ÇOKTAN TESLİM OLDULAR
Türkiye’deki çakma “darbe” girişiminin 10. yılını kutladılar…
Bu “darbe” bir senaryonun hayata geçirilmesinden başka neydi ki?
11 Eylül Amerika’daki İkiz Kuleler gibidir gerçek…
Asker bazı sivillerin üzerine ateş açmış…
Uçaklar TBMM’yi bombalamış…
Ölenler olmuş…
Senaryoyu yazanlar insanlar ölsün ve daha gerçekçi olsun diye yazdılar…
1963 olayları başladığında liderlerimiz hastanedeki yaralıları ziyaret ederken “ne kadar kan o kadar haklılığımız” dememişler miydi?
İkiz Kuleler uçurulduğunda birçok insan öldü ama bir tek Yahudi kökenli ABD’li ölmedi…
Ki bu ticaret merkezleri onların iş yerleriydi…
Siviller de öldü, askerler de, polisler de…
Afganistan, Irak, Libya işte bu kulelerin eseridir.
Marmaris’ten ATA uçağıyla İstanbul’a gelen Tayyip Erdoğan’ın pilotu bile Fetö’cüymüş…
Takip eden Fetöcü uçaklar neden havada işi bitirmediler?
Neden sarayını değil de meclisi bombaladılar?
Hatırlayın bir anda yaklaşık 50 bin kişi isim isim evlerinden toplanmaya başlanmıştı.
Henüz soruşturma başlatılmadan görevden almalar tutuklamalar ayarlanmıştı.
Tayyip’in bir iç savaş, bir karmaşa yaratıp istediği düzeni getirmek amacıyla fırsatlardan faydalanarak bunları gerçekleştirmek için bu olayları yarattı?
Senaryoyu yazan Tayyip’in güçlü çıkmasını sağlamak için mi yazmıştı?
Türk milleti öyledir…
Faili meçhuller bilinir ama kimse dillendirmez…
Tayyip diktatörlüğünde korkusu daha da arttı…
O nedenle herkese zarar vermeye devam ediyor…
Ve o günden sonra para piyasası darmaduman oldu…
“Darbeyi engellemişler” sarhoşluğu hala anlatılıyor…
Bayramı bile kutlanıyor.
Sıraya girmeyin, onurlu olun biraz diyesim var buradakilere, ama çoktan teslim oldular…
....................................................
_____________________
UNUTAMADIKLARIMDAN
Günler ne çabuk geçiyor diyecektim, vazgeçtim…
Yıllar ne kadar hızlı geçiyor oysa…
Anlatacağım olayın üzerinden tam 52 yıl geçti…
Elli üçe girdik yani…
15 Temmuz dendiğinde aklıma iki olay gelir…
Birincisi Makarios'a yapılan darbe, diğeri de Tayyip’in kendi kendine yaptırdığı darbe…
İkisinin de arkasında Amerika var!
***
Yeğenlerimin sırasıyla 52 yıl önce gittiğim Erenköy’de kaldım …
Gündüz denize girecek, gece sinemaya gidecektik…
15 Temmuz sabahı kahvaltıdan sonra köyün kahvelerinden birine gittik…
Futbol sahasının içi Baf tarafından gelen otobüslerle doluydu…
Herkeste bir telaş vardı…
Rumca bilmediğim için yeğenime ne olduğunu sordum…
“Makarios’a darbe yapıldı, yollar kapandı” dedi…
Sırtımda bir atlet, bir şort ve bir çift parmak arası pabuç vardı…
Bir yolunu bulup köyüme dönmeliydim…
Erenköy Sancaktarlığı’na gittim.
Orada Barış Gücü araçları ve sivil araçlar vardı…
Escort eşliğinde onları geldikleri yere gönderiyorlardı…
Lefkeli Ahmet Mehmetemin beni aracına alıp Lefke’ye kadar götürdü…
Oradan yaya olarak Çamlıköy üzerinden geçip Petre’ye gittim…
Üç yol ağzında Dimo’nun kahvesi dedikleri bir yer vardı…
Yol boyunca bir tek insana rastlamadım…
Kahvede bir kişi vardı…
İçeri girip bir “Kean” istedim…
Yarım şilin verip Kaan’ı alıp tekrar yola düzüldüm…
Köye oradan yaklaşık 3 kilometre vardı…
Köye geldiğimde de barikattaki nöbetçi sayısının arttığını farkettim…
Eve gelmeden eğitime çağrıldım…
Eğitim alanına gittiğimde diğer arkadaşlarım da ordaydı…
Yanaşık düzen, nişan alma, silah kurup bozma eğitimi yaptık…
Oysa biz bunları 1973 yılı Haziran ayında Larnaka’da katıldığımız “izci kampı”nda bolca görmüştük… Hep o günlerin hazırlığı olduğunu zaman sonra algılayabildim…
