top of page

Elif Evrensel

O İş Öyle Değil, Böyle...

ADINI SEN KOY

Türkiye'de isim vermek sıradan bir tercih değildir. Bir çocuğa isim konulurken aile, ona yalnızca bir ad değil, aynı zamanda bir geçmiş, bir aidiyet ve bir gelecek bırakır. Bu yüzden bir insanın adını, onun hayatından sorumlu olanlar belirler.

Peki ya bir devletin adını kim belirler?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adının değiştirilmesine ilişkin öneriler gündemde. Bir ülkenin adının, başka bir ülkenin parlamentosunda tartışılması bile egemenlik tartışmalarını beraberinde getirir. Çünkü devletlerin adı, başka başkentlerde verilecek bir karar değil; o ülkede yaşayan halkın iradesiyle şekillenecek bir tercihtir.

Eğer gerçekten bir şeylere isim verilecekse, önce yarım asrı aşkın süredir devam eden tabloya bir isim bulunmalı.

Bu memleketin dertleri ortada. İlla bir ad koyacaksan, buyur bu dertlerin adını sen koy...

Dünyaya doğrudan uçamayan ulaşıma...

Limanlarından kendi adıyla ihracat yapamayan ekonomiye...

Uluslararası platformlarda temsil edilemeyen sporcuya, sanatçıya ve akademisyene...

Kendi dış ilişkilerini kurmakta zorlanan yönetime...

Üretim yerine ithalata bağımlı hâle gelen ekonomik modele...

Göç etmek zorunda kalan gençlere...

Her aktarmada biraz daha yalnızlaşan yolcuya...

Kendi kaynaklarını değerlendirmekte zorlanan ekonomiye...

Kendi geleceğiyle ilgili tartışmaların başka başkentlerde yapılmasına...

Yıllardır çözülemeyen belirsizliğin içinde yaşamaya mahkûm edilen insanlara...

Bugün konuşulması gereken, bu ülkenin adından önce neden hâlâ dünyaya doğrudan açılamadığı, neden gençlerini elinde tutamadığı, neden ekonomisinin kendi ayakları üzerinde durmakta zorlandığı ve neden kendi sorunlarını çözmek yerine hâlâ en temel meselelerde dışarıdaki tartışmaların gölgesinde kaldığıdır.

Memleketimize isim bulmak yerine; yıllardır değişmeyen sorunlarımızın neden hâlâ çözülemediğini açıklayın.

İsimler değişebilir.

Asıl önemli olan, bu memleketin o adla kelimenin tam manasıyla gerçekten ve herkes için var olup olamayacağıdır.

Çünkü şu an değil.


..........................................

_________________



AGALARIM LÜTFETTİ!

Çalışma Bakanlığı, net 61 bin 677 TL olarak belirlenen asgari ücret için paraya kıyıp tanıtım filmi hazırlattı. Rakam dev puntolarla ekrana yazıldı, metni bakan bizzat seslendirdi. Kullanılan dil, kamusal bir sorumluluğu hükümetin büyük başarısı ve halka yapılmış bir iyilik gibi sunuyor.

Fakat agam, önce şunu düzeltelim: Ortada bir lütuf yok.

Asgari ücret, cebinizden dağıttığınız yardım parası değil. Çalışanın emeği karşılığında alabileceği en düşük ücret sınırı. Hükümet bu rakamı açıklayarak bağış yapmıyor yani yasal görevini yerine getiriyor.

Bakan, halkın alım gücünün korunduğunu ve çalışanların hayat pahalılığı karşısında ezdirilmediğini söylüyor. Bu anlatı, insanların yaşadığı ekonomik gerçekle örtüşmüyor.

Market fiyatları, kiralar, elektrik, ulaşım, sağlık ve eğitim giderleri aylar boyunca yükseldi. Maaşlar yerinde sayarken insanlar kredi kartlarına yüklendi, borçlandı, temel ihtiyaçlarından kıstı. Birçok aile ay sonunu getirebilmek için yeni borçla eski borcu kapattı.

Hükümet şimdi enflasyonun maaştan götürdüğü paranın bir bölümünü geri koyuyor. Ardından bunu büyük bir ücret artışı gibi pazarlıyor.

Bu zam değil!

Bu, son artışın hemen ardından kaybettiğimiz alım gücünün gecikmeli telafisi.

Tanıtım filminde işverenlere sağlanan prim ve istihdam destekleri de uzun uzun anlatılıyor. Aylık destek miktarının 270 milyon TL’den 350 milyon TL’ye çıkarıldığı, kadın çalışanların prim desteğinin yüzde 100’e, erkek çalışanların desteğinin yüzde 80’e yükseltildiği açıklanıyor. İlk kez istihdam edilecek kişiler için maaş desteği de 20 bin TL’den 35 bin TL’ye çıkarılıyor.

Bunlar işveren teşvikleri.

İşverenin maliyetini azaltan destek, çalışanın cebine giren ücretle aynı şey değil. Prim desteği market kasasında kullanılamaz. İşverene verilen para da çalışanın maaşına kendiliğinden eklenmez. İki ayrı konu tek bir başarı paketi altında sunuluyor.

Hayat pahalılığının özel sektör çalışanlarına eksiksiz yansıtılacağı söyleniyor. Oysa asgari ücretin artması, özel sektörde çalışan herkesin maaşının aynı oranda yükseleceği anlamına gelmiyor. Asgari ücretin üzerinde kazanan binlerce çalışan için zorunlu bir artış mekanizması bulunmuyor.

Agam konuşmasını “Emek en yüce değer” sözüyle bitiriyor.

Breh breh...

Emek sloganla korunmaz agam. Ücretin zamanında ödenmesiyle, alım gücünün korunmasıyla ve piyasanın denetlenmesiyle korunur.

O koltuklar size aile mirası kalmadı. Hükümet olarak halka lütufta bulunmuyorsunuz.

Bizim paramızla yapmak zorunda olduğunuz işi yapıyorsunuz.

Bu nedenle biri birine şükredecekse siz bize edeceksiniz, biz size değil!

Elif Evrensel
bottom of page