Faize Özdemirciler
Adressiz Yazılar
ÖMRÜMÜZÜN EN UZUN 5 GÜNÜ
Bardağın yarısı boş yarısı dolu dil, bardak paramparça, bardak tuzla buz, yarım yüzyıllık siyasetin önce takkesi, sonra maskesi düştü, ortaya çıkan şeyi tarif etmeye sözcük bulamıyoruz şimdi…
Herkes ve her şey ve her yer ko(r)ktu, “et” koktu, “tırnak” çürüdü, “tırnak” eti kokuttu, “et” tırnağı çürüttü, bir tek yaseminler ko(r)kmadı, bir yaseminler tütmeye devam etti…
Hısımlıktan hasımlığa uzanan yollardan geçip giderken, parçalandı dikiş tutmayan hatıralar, hafızalar puslandı…
Omuzlarımızda kesik eller, kimlerin dudaklarından üflendiği belli olmayan bir duman eski fotoğraflarda hep kanayan, keşke kimse hatıralarını yazmasa dedirtiyor kitaplarca yalan, yarım asır olan biteni, önceki gün hayata veda eden Türk şiirinin büyük ustalarından, gülüşü güzel bakışı güzel, duruşu güzel Ahmet Telli’nin tek dizesi anlatıyor galiba:
-Hatıralarımı yazma tarih sanıyor birileri!
Yolda sokakta çarşıda denizde bir izdiham, ilham verici olmayan kuru bir kalabalık tarafından kuşatıldık, ne tanıdık bir yüz, ne bir selâm…
Yabancıların yerli, yerlilerin yabancı olmasına alıştık; yabancıların Kıbrıslı olmasına, yerlilerin Kıbrıslı kalmasına alıştık…
Şimdi ya bir köşeye çekilip yarım bıraktığımız romanları bitireceğiz, ya da elimizde kalan her şeyden ve yitirdiğimiz her şeyden şiir yapacağız. Ya giderek unutacağız, ya kalarak; ya giderek anlayacağız yenildiğimizi, ya kalarak…
“Sonra işte yaşlandım” diyeceğiz Gülten Akın’ın dediği gibi ve gerçekten bir roman kadar uzun gelecek bize bu kısacık cümle…
Bugün 15 Temmuz, aynaya bakarken, oğullarını darbecilerden kaçırmaya saklamaya çalışan telaşlı Rumları görüyorum, endişe içinde sıra bize de gelecek mi acaba diye bekleyen Türkleri görüyorum, garantör Yunanistan’ın cuntası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetimine el koymak istiyordu, diğer iki garantörün, durumu düzeltmek için Türkiye ile İngiltere’ni devreye girmesini bekleyenleri görüyorum, Aytotoro’da Türkçe ve Rumca iki dilde yaşanan o tedirginliği görüyorum…
52 sene öncesine gidiyorum. Babam Lefkoşa’da kısılmıştı, Rum mahallesinde telâş, Türk mahallesinde sessizlik vardı. Yunan Cuntası Makarios’a darbe yapmıştı, radyoda “O Makarios ine nekros” anonsu tekrarlanıp duruyordu, Makarios’un ölmediği henüz ortaya çıkmamıştı, babam bir gün sonra sağ Salim eve dönmüştü, zangalak ağacının altında oturan mahallenin erkekleri Türkiye’nin “bir gece ansızın” gelip gelmeyeceğini konuşuyorlardı. Türkiye’nin müdahale etmesini heyecanla bekleyenlerle birlikte, Türkiye müdahale ederse geriye dönüşü olmayan bir yola gireceğimizi söyleyenler de vardı…
15 Temmuz 1974 ile 20 Temmuz 1974 arasında geçen 5 gün, ömrümüzün belki de en uzun 5 günüydü, sonrasını biliyorsunuz, sonrası bugündür işte, kapanmayan yara, dikiş tutmayan yama…
