top of page

Levent Atikoğlu

Underground


YENİ BİR AŞK, YENİ BİR İŞ, YİNE GÜLECEK BİR NEDEN LAZIM...

Eğer yıllardır adanın kuzeyine yerleşen, yerleştirilen, oy kullanan, karar mekanizmalarına dâhil edilen, Kıbrıslı Rum mallarına çöken, tapusuna sahip olduğunu sanan, bu malları satan ve bundan avantaj sağlayan-Türkçe konuşan Kıbrıslılar dışındaki- insanların olası siyasi ve pratik bir çözümle valizlerini toplayıp Kıbrıs'ı terk edeceğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Böyle bir beklenti, bugünkü Kıbrıs gerçekliğinin karanlığında hayal kırıklığını da bir üst seviyeye çıkarır... İnsan, hayal kurduğu ve umut ettiği sürece yaşar, evet. Bir yandan da apaçık ortada duran gerçekler farklı biçimlerde düşünmeyi zorunlu kılar. Belki de yönetenlerin bu biçimleri teşvik etmesi gerekiyor. Beğenseniz de beğenmeseniz de adanın demografik yapısı değişti, değiştirildi. Bu değişim sosyal, kültürel, ekonomik alanlarda derin çarpıklıkları beraberinde getirdi. Bu nedenle çözüm tartışmaları elli yıl önceki nüfus üzerinden değil, bugünün nüfus gerçekliği üzerinden yürümek zorunda... Kıbrıslı Rumlar er ya da geç bu gerçeklerle yüzleşecek ve hatta bunları kendi lehine çevirmeyi öğrenecek. Üstelik bu süreç birçok kişinin sandığından çok daha hızlı, farklı şekillerde olacak.

Adanalısıyla, Trabzonlusuyla, Hataylısıyla, Karadenizlisiyle, Afrikalısıyla, Türkmenistanlısıyla, Pakistanlısıyla ve daha birçok farklı kökenden gelen insanlarla aynı adayı paylaşacağız. Çünkü biz bu yoldan gönüllü çıktık. Kıbrıslı Rumlar bu insanlarla iş de yapacak, ortaklık da kuracak, dostluk da geliştirecek, aşk da yaşayacak, yaşıyorlar da...

Belki bunu, yüzyıllarca Türkçe konuşan Kıbrıslılarla kurdukları tarihsel ilişkinin doğal romantizmi içinde değil; ekonomik çıkarların, gündelik hayatın getirdiği zorunluluğun, ortak üretimin akışında yapacaklar. Kıbrıslı Rumlar, bugün bu adanın bir parçası hâline getirilmiş insanlarla yaşamaya alışacaklar. Hep birlikte bir arada yaşayabileceğiz. Bu demografik dönüşümün nasıl ortaya çıktığına dair hukuki ve ahlaki tartışmalar da yerini iş ortaklıklarına ve gönül kaçamaklarına, fantezilere bırakacak. Bugün Kıbrıslı Rum birinin kuzeyde Afrika kökenli bir sevgilisi de olabiliyor, Türkiye'den bir partneri de. Gözümüzde büyüttüğümüz Kıbrıslı Rumların Türkiyeli düşmanlığı, konu "business" ve "love affair" olduğunda yerini akılcılığa bırakacak...

Birlikte çalışacaklar, ticaret yapacaklar, şirket kuracaklar, ortak yatırımlar yapacaklar ve birbirlerine âşık olacaklar, muhteşem cinsel hayatları olacak... Müzakere takvimlerine uymayan şekillerde yaşanacak tüm bu yaşananlar...

Bu çok kültürlü yeni Kıbrıs; kalıcı barış ve çoğulcu gerçekliği iş ve gönül kaçamaklarıyla kuracak...

Gerçeklerle yüzleşmek, onları onaylamak anlamına gelmez tabi ki... Ancak gerçekleri reddetmek de, haklı olmak da, etik olmak da yeni Kıbrıs'ın yeni geleceğiyle uyuşmayacak gibi görünüyor...

Çünkü yeni Kıbrıs; yeni bir iş, yeni bir aşk ve yine gülecek yeni bir nedene gebe...


.......................................

________________


“BU GEMİ BATTI, DURMA GİT” DİYORLAR

"Yeterince milli" olamayan meselelerle yutmayı beklemeden konuşmaya çalışanlar, kuyruk sokumuna kadar çekip çıkaramayanlar... Alışmak bir rutin acı, günler geçerken bilinmeyenin sessizliğiyle. Düşünmek o tehlikeli fikirleri bir bir ve hepsi birikir...

Onlar gelir, gider ve bir kimya değişimi başlar beyinde, büyük olur endişeler. Günler gelir, geçer promosyonu potansiyel hayaller, aşklarla-iki dakika sahip olmak istediğimiz heyecan- erken, yetkin olmayan istekler ve sonra yolculuk Ay’da biten.

Arıyorlar beni uzak bir yerden ve ben bir odanın içinde, duygularımı sabitleştirmekle meşgul:

-‘Anne sanki burada değilim, ya da hiçbir yerde.’

-‘Küçükken de böyle derdin, hatırlıyorum’

***

Bir çiçek açmaya başlar ve değişim gelir, nereye gidersem gideyim düşüncelere söz geçirememek, parçası olmak tomurcuğun, sorumluluğu bedenin.

Birkaç şey düşünüyorum günlük olarak:

Geçmiş, gelecek, terk edilmiş olmak, karanlık bir oda, kilitlemeden seviştiğimiz kapılar.

Gözümün önünde bölüm bölüm canlanan imaj ve yere doğru kayan.

Hatıraların renkli tarafı bulutlardan şikayetçi. Yeterince cesur ve girişimci olmayı bir başka zamana bırakmak gerektiğini anladı odadakiler.

Kalp atışlarımı düşünmeden duramıyorum, piyano tuşlarını, aynı kiloda kalmayı, aldığım gitarı ve hiç çalmadığımı...

Fotoğraf karelerine sığdırmak için yaşadıklarımızı...

Geçmişin geleceğe etkisini.

Farkediyorum her sabah bu rutin acının adının alışmak olduğunu...

***

İki toplum dediğimiz o mutlak, soyut, neye tekabül ettiği belli olmayan bölücü gücün arasında, iki toplumdan çok daha ötesi var, musallat hep başımızda. Önceden başka şekillerdeydi, şimdi sosyal hallerde.  Nefret dili, propaganda ve faşist dürtüklemeler denizaşırı coğrafyalardan da geliyor, bırakmıyorlar, ille bozacaklar aramızı, düşmüyorlar yakamızdan, sorsan güvenlik için burada ve her yerde... Burada eğilimlileri besliyorlar, tetikte bekliyorlar, bekletiyorlar kötü bir şey olsun, birbirimize düşürsün, düşman etsinler bizi birbirimize. Türkçe konuşanı Rumca konuşana, Rumca konuşanı da Türkçe konuşana....

Savaş çok şey aldı götürdü Kıbrıslılardan, hiçbiri dank etmedi akıllara...

Kazananlar en çok hak etmeden âdice sahip olduklarını kaybetmekten korktu, gerçekten kaybedenler gerçeğe sustu:

"Kaybedersin kaybedersin konuşursan..."

Londra'dan ilk dönüşüm geldi aklıma, evdeki küf, nem kokusu. Yaz sıcağı, geldiğim yerin serinliği, bu evin verdiği hazza uyuşmayışı.

Havaalanı sonrası yoktu kimse evde. Köy darmadağın. Bütün hislerimi sığdırmak fazla, bir tarihi taşımak zor.

Bu ev, diğer ev, bir de başka evler dizildi sıraya.

Altında yatanlar, toprağa karışanlar, bir de elimize tutuşturdukları, helak eden sahte tapular.

Kovulmak da terk etmek de, hepsi aynı kapıya çıkar-dönüşün soğukluğu.

Londra ağlamaya vakit bulamadı son geri dönüşlere, bu ev de çok değişti: birçok tadilat, boya badana, tozlu kitaplar, güveler, bir başka tarih girdi araya.

Korkular konuk edildi, sonra bir de işgüzar konu komşular.

Âdi bir heyecan ürperdi içimde, koş der gibi zihinlere şenlik susmalar.

Fedakar tüm karşılıksız sevgilerin dile pelesenk olmuş yeni güvertesinde "bu gemi battı, durma git" diyorlar...

Levent Atikoğlu
bottom of page