top of page

Mehmet Levent

Sessizliğin Sesi

MEKTUP

İnanamıyorum hazret!

Gökten inip “Evet ben yaptım” diye itiraf etsen de inanmayacağım!

Dünyadaki kullarının mahkemelerinde bir ilki daha yaşadık.

9 aylık öz bebeğine korkunç bir vahşet uygulayarak omuriliğinin kırılmasına sebep olan bir “anne” bunun Allah tarafından olabileceğini söyledi.

Ve kendini kurtarmak için bu vahşetin suçunu da çok rahat bir şekilde senin üstüne yıktı!

Sen kırmışsın, belden aşağısı felç olan 9 aylık bebeğin omuriliğini!!!

***

Meraklanma hazret!

Endişe ve tedirginliğe de kapılma sakın!

Biz kulların, senin 9 aylık bir sabiye böyle bir vahşet yapmayacağını bilmez miyiz?

Kimse inanmadı annelikten zerre kadar nasibini almayan bu kadının işlediği suçu senin üzerine atmaya çalışmasına.

***

Derler ki…

Cennet annelerin ayakları altındadır…

Kuşkusuz anneliğin kutsallığını anlatan güzel bir söz.

Ama bundan nasibini almayıp cennete değil, cehenneme götüren çürümüş ve kokuşmuş anneler de çıkabiliyor arada.

Senin her şeyi gören, bilen ve her şeye kadir olduğuna inanan çok kulların var kayıtsız şartsız yaratanı olarak görüldüğün bu dünyada.

9 aylık öz bebeğine uyguladığı vahşetle o zavallı bebeğin omuriliğini ciddi hasara uğratıp felç olmasına sebep olan o anne müsveddesi de bunlardan sadece biri!

Ayakları altında cennete giden yol bulunan gerçek anneler beni bağışlasınlar.

Onların tümünü de bundan tenzih ettiğimi belirtmek isterim.

Sen de bağışla beni hazret!

Ama senin dünyanda işlenen bunca zulmü bu dünyada anında cezalandırmayıp ahrete bıraktığın sürece senin ilâhi adaletinden kuşku duyanların haksız olduğunu söylemem de mümkün değil!

Bu neye benzer biliyor musun hazret?

İşledikleri suçun cezası bu dünyada verilmeyenlerin, yeni zulüm ve işkence yolları aramalarına.

Onlar senin ahretine de inanmıyorlar zaten!

Orada cezalandırılacaklarına niye inansınlar?!

Kusura bakma…

Durmam bir tarafa!

Gene başını ağrıttım galiba!


________


TÜRKİYE’NİN DIŞ BORCU 318 MİLYAR DOLAR

Tayyip Erdoğan’ın kıçının kılı olmaya…

Reis bir harem kursa, karısını ve kızlarını onun haremine seve seve vermeye can atanların gözü aydın!

Aziz Nesin’in yüzde 60 dediği aptal ve enayilere cennette ev ve arsa tahsis edip “hurilerle” alem yapmayı vadedenlerin de gözü aydın!

Manda yoğurdunu, kestane balını ve Medine hurmasını rüyalarında bile görmeyip çöplüklerden beslenmeye razı olanların…

Yatacak yeri olmayıp çöp konteynerlerinin arasında uyumaya çalışanların da gözü aydın!

Bu aydın peşrevini daha da uzatabilirsiniz!

“Gözünüz aydın” denilecek çook insan var Türkiye’de!

***

Şimdi gelelim neden gözünüz aydın dediğimize…

Tayyipistan’ın Merkez Bankası açıkladı.

“Türkiye’nin sadece dış borcu 318 milyar Dolar’ı aştı!”

“Sadece dış borç” diyor Merkez Bankası!

İç borcun ise bundan kat kat fazla olduğu tahmin ediliyor!

***

Türkiye’nin itibarını yükseltiyor yutturmacasıyla saraylar yaptı kendine!

Kendinize bir gecekonduyu bile çok görüp, ona bin odalı sarayları helal ettiniz!

Her cami seferine yüzlerce Mercedes’le çıktı, helal ettiniz!

Bebek katili diye anılan ve Kürtlerin insanca yaşam mücadelesine en büyük ihaneti yapan Apo’yu bile bağışlayıp sırtını okşayarak dizine oturttu, affettiniz!

Da 318 milyar Dolar dış borç yazmış ensenize…

Onu mu helal etmeyeceksiniz?!

Düşünün…

Ve 318 milyar Doların Türkiye’nin itibarını ne kadar yükselttiğini hatırlayın!

İtibardan tasarruf olmaz!

Dış borç da bir itibar ölçüsüdür!

Bu borç ne kadar yüksek olursa, itibarınız da o kadar yüksek olur!

86 milyonluk koskoca bir Türkiye, 318 milyar Doları ödemekten mi korkacak?!

Reis’in ve Türkiye’nin büyüklüğü karşısında lafı bile edilmez!

Siz de etmiyorsunuz zaten!

Merkez Bankası açıklamasa sanırım, haberiniz bile olmazdı!

Nerde kaldı lafını etmek?!


........................


“GEREKİRSE” İSTİFA EDERMİŞ!

“Oğlum 6 yaşında 20 kilo… Kendini savunamaz… Kızımın yüzü gözlerimin önünden gitmiyor…”

Acılı bir annenin gözyaşlarına boğulan feryadıdır yukarıdaki sözler…

***

Korku..

Dehşet…

Çaresizlik…

Umutsuzluk…

Yaşama arzusuyla ölüme son direniş…

Tutunacak bir dal arayan son umut!..

***

Akdeniz’in dalgalarında yaşama tutunmak için umutsuzca çırpınan onlarca insanın feryadını duydun mu Erhan?

Korku ve dehşetin büyüyen gözbebekleri geldi mi gözlerinin önüne?

“Kızımın yüzü gözlerinin önünden gitmiyor” diyen acılı annenin feryadını yüreğinde hissettin mi?

Hayır!

Sakın “hissettim” deme!

Ne o can pazarında onlarca insanın feryadı…

Ne korku ve dehşetin büyüyen gözbebekleri…

Ne de “Kızımın yüzü gözlerimin önünden gitmiyor” diyen annenin feryadı…

Bunların hiçbiri sende yok!

Arayanlar, sende bunları boşuna aradıklarını bir kez daha çok acı bir şekilde anladılar!

Çünkü sen istifa etmek yerine asla hakkın olmayan o koltuğa daha da sıkı sarıldın her yandan “istifa!” çağrıları sürerken!

***

“Gerekirse istifa ederim” diyorsun!

Böyle bir katliamın tahtında oturan kişi olarak…

Ne demek “gerekirse?!”

Gerekmesi için daha nelerin olması lazım?!

Asla ve asla sefere çıkmaması gereken bir gemi sefere çıkarıldı işte!

Hem de 300’e yakın kişi böyle sakat bir gemiye yolcu diye alınarak!

İstifanın gerekmesi için yetmez mi?!

O gemi battı bay Erhan!

Bile bile…

Göz göre göre battı!

Sulara gömülürken yaşanan can pazarı…

Bunca ölüm…

Bunca kayıp…

Korku ve dehşetle tükenişin son çırpınışları…

İstifanın gerekmesi için yeterli değil mi?

Oldu olacak, istifa için daha nelerin olması gerektiğini de söyle bari!!!

Bu defaya tamamlanır belki!!!


..................


KÜLLİYE AĞASI KIZARSA BÖYLE KIZAR

“Ben kimseye kızmam, kimseyle kavga etmem” demişti, Tufan Erhürman!

Şimdi bakıyorum da bu sessiz sakin, sabır timsali adamı bile çileden çıkardılar!

Kimler?

Tabii ki her zaman olduğu gibi 1. derecede Rumlar, 2. derecede de işgal karşıtı barış ve çözüm yanlıları Kıbrıslıtürkler!

***

“Ben kimseye kızmam, kimseyle kavga etmem” dediyse…

“Gelin ensemize binin!” demek istemedi herhalde!

Ama bu kadarı da fazla artık!

Bir yere kadar tutabildi sözünü!

Ve patladı!

Kızdı işte!

Hem de fena kızdı!

Bugüne kadarki, en sert açıklamasını yaptı diyenler var.

***

Önce Rumlara kızdı!

Kültürel, sportif ve diğer alanlarda KKTC’yi engelleme girişimlerini yoğunlaştırmışlar!

Kıbrıs Türk halkını görünmez kılamazsınız, diyor Erhürman.

Rum tarafının bu engelleme çabalarına karşı oturdu ve üç ayrı mektup kaleme aldı.

BM’e, AB’ne ve üçüncüsü de Barcelona kulübüne.

Ve uluslararası organizasyonlarda Rum tarafının KKTC’yi engelleme çabalarına ve bunda da başarılı olmalarına verdi veriştirdi!

Şikayeti büyük!

***

Ne yapmalarını bekliyordunuz sayın başkan?

Dünyada hiçbir ülkenin, hatta Türkiye’nin bile resmen tanımadığı uluslararası hukukun tamamen dışında bu korsan devletin her alanda varlığını kabul edip onu tanımalarını mı?!

KKTC’nin uluslararası organizasyonlara katılmasına hiç ses çıkarmadan razı olmak ve bunu engellemeye çalışmamak, onun her alandaki varlığını kabul edip tanımak anlamına gelmiyor mu?

Bir defa olsun empati yapıp kendinizi onların yerine koymayı deneseniz ne olur?

Rum tarafı sizinki gibi, bir korsan devlet olsa siz onu kabul edip tanır ve uluslararası organizasyonlara katılmasını engellemeye çalışmaz mıydınız?!

***

Ve son olarak da kendisini eleştiren Kıbrıslıtürklere sesleniyor:

“Kimse bu halkın deneyimini, birikimini, yetişmiş ,insan kaynaklarını küçümsemeye kalkmasın.”!

Ve bir hodri meydan!

“Elinizden geleni ardınıza koymayın”(!)

Olur paşam!

Ama sen belki bilmiyorsun!

Bundan sonra öğrenmen de çok zor zaten!

Ama biz elimizden geleni hep ardımıza koyduğumuz için bu hallere düştük!

Ne mi var bu hallerimizde?!

Da ne yok?!

Tükeniş!..

Ve yokoluş!


.....................


İŞKEMBEDEN ATMAK

Ve Ünal Üstel açıkladı…

Nüfusumuz 500 bin!

***

Koltuğu kaybedeceğinin kesinleşmiş olmasının telaş ve paniğinden dili mi sürçtü acaba?!

Hayır öyle bir şey yok!

Bu olsa olsa tamamen işkembeden atma durumu!

Bilmeden, görmeden, sayıp hesaplamadan aynen bir işkembe-i kübra işi!

***

2025 yılında da yine işkembeden atmış ve 590 bin demişti!

Şimdi 500 bin diyor!

1 yıl bile olmadan 90 bin kişi eksildik!

Hiç mi doğum olmadı?!

Bu kadar çok mu öldük?!

***

Kuzey Kıbrıs’ta hiçbir zaman gerçek anlamda bilimsel bir nüfus sayımı yapılmadı!

Neden yapılmadı?

Çok mu zordu?

Hayır!

Türkiye izin vermediği için yapılmadı!

Çünkü işgalci, gerçek nüfusun ortaya çıkmasını istemedi hiçbir zaman!

Nüfusun bilinmemesi daha çok işine geldi hep!

Ya da ne bileyim…

Günahına girmeyelim velinimetimizin!!

Bizim bilmediğimiz, Ünal Üstel’in de dediği gibi söylenmeyecek nedenler de var belki!!

***

Belki de sokaklar yalan söylüyor!

Hastaneler yalan söylüyor!

Hapisaneler yalan söylüyor!

Okullar yalan söylüyor!

Her ay trafiğe yeni katılan binlerce araç yalan söylüyor!

Bunlara bakıp, 600 bin, 800 bin, 1 milyon, 1 buçuk milyon diyenler yalan söylüyor!

Doğruyu söyleyen tek bir kişi var.

O da Ünal Üstel!

***

1 yıl bile geçmedi 590 binin üstünden!

500’e düştük!

1 yılda 90 bin azaldık!

Tükeniyoruz!

Eskiden varoluş mücadelesi veriyorduk…

Şimdi yok oluşa karşı direnme mücadelesi veriyoruz!

Tayyip Erdoğan bu hazin gidişi yıllar önce görmüş ve Türkiye’de olduğu gibi burada da her gördüğü kadına 4 çocuk tavsiye etmişti!

“Kadınların rahminden elini çek” sloganlarının moda olduğu günlerdi!

***

Nüfusu doğru bilmeden hiçbir şey planlayamazsınız.

Bereket versin ki öyle bir derdimiz yok!

Bütün planları Tayyip Erdoğan yapar!


........................


DEVLET TERÖRÜNÜN OLDUĞU BİR TÜRKİYE TERÖRSÜZ KALABİLİR Mİ?


Türkiye’de Özgür Özel’in liderliğinde hızla yeşerip büyüyen Yeni Parti, Tayyip-Bahçeli-Öcalan üçlü ittifakıyla hazırlanan sözde “Terörsüz Türkiye” yasasına, mecliste onay vermeyeceklerini açıklamıştı önce.

Bu açıklamanın altında Yeni Parti’nin tam bir görüş birliği vardı.

Ne zaman ki hiçbir güven vermeyen ve Tayyip tarafından uygulanacağına dair derin kuşkular bulunan yasa TBMM’nin gündemine geldi.

Yeni Parti de birden bire makas değiştirdi!

Ve beklenmedik şekilde evet oyu vererek yasayı onayladı!

“Hayır’ın neden ‘Evet’e döndüğü konusunda ise tatmin edici, kabul edilebilir hiçbir açıklama yok!

Böylelikle Tayyip Erdoğan’ın hain Kemal’le devreye koyduğu komplolarla büyüyüp ana muhalefet partisi konumuna gelen Yeni Parti bu süreçte denilebilir ki en büyük hatalarından birini yapmış oldu!

Bu yüzden parti içinde şimdiden bir muhalif kanat oluştuğu söyleniyor.

***

Truva atı hain Kemal’le CHP’yi parçalamayı başaran Tayyip, Yeni Parti’nin hızla güçlenmesine takoz koymak için de şimdiden harekete geçti!

Huzurunda her zaman el pençe divan durduğu Beyaz Saray sapığı ustası Trump “hilekarın teki” demişti onun için!

Ardından da patlatmıştı o derin aşk bombasını!..

“Ama onu çok seviyorum!”

***

Tom Barrak’ın “Terörsüz Türkiye” projesini ilk tebrik edenlerden biri olması açıkça gösteriyor ki “Terörsüz Türkiye” Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıdır!

Bunu doğru şekilde değerlendirmek için bu tespiti de doğru olarak ortaya koymak gerekir.

***

Terörsüz Türkiye’nin birinci şartı, tek adam rejimini bir daha dirilmeyecek şekilde yok etmektir.

Aksi halde terörsüz Türkiye’de devlet terörü her zaman olacaktır!

Devlet terörünün olduğu bir Türkiye terörsüz kalabilir mi?


.........................


YETKİ

Cezaevi Müdürü bağımsız mahkeme ve yargıçlar tarafından verilen bir kararı değiştirebilir mi?

Başta emekli kıdemli yargıç ve eski Ombudsman Emine Dizdarlı olmak üzere Kuzey Kıbrıs’ın en önde gelen hukukçuları “Hayır değiştiremez” diyorlar.

Sayın Emine Dizdarlı, yaptığı bir sosyal medya paylaşımında, yalnız cezaevi müdürünün değil hiçbir makam, organ ve kişinin mahkeme kararlarını hiçbir şekilde değiştiremeyeceklerini çok net biçimde ortaya koydu.

Ne diyor Sayın Dizdarlı?

“KKTC Anayasası tahtında yargıçlar, görevlerinde bağımsızdırlar. Hiçbir organ, makam veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir veremez. Yasama ve Yürütme organları ile Devlet Yönetimi makamları mahkeme kararlarına uymak zorundadırlar.

Söz konusu organ ve makamlar mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez.”

***

Peki durup dururken nereden çıktı şimdi bu cezaevi müdürüne mahkeme kararlarını değiştirip mahkumlara bağış ihsan etmek yetkisi verilmesi?!

Devlet ve hükümet kendisinin bile sahip olmadığı böyle bir yetkiyi cezaevi müdürüne verme hakkını kendinde nasıl görebiliyor?!

Hem de anayasayı çiğneye çiğneye!

***

Bu noktada akla gelen tek bir şey var ki insan bunu düşünmeden edemiyor.

Cezasını bağışlamak ya da indirime tabi tutmak istedikleri birileri olabilir mi?

Pekala olabilir!

Böyle bir şey anayasa dışı olduğu için de cezaevi müdürüne sözde yetki vererek bu bağışlama işini ona yaptırmak istemiş olabilirler mi?

Olabilirler!

Pek akl-ı selim bir düşünce olmasa da, böylesine bir yasadışılığa tevessül etmeleri ihtimal dışı değil!

Ve ilk anda akla gelen nedenlerdendir.

Peki bu üçlü “gombina” mahkeme kararlarına müdahale edip bunları değiştirmenin anayasaya aykırı olduğunu bilmiyor mu?

Bilmesine biliyorlar da “Belki gözden kaçırırız” diye düşünmüşlerdir herhalde!

Böylesine bir sorumsuzluğun nedeni başka ne olabilir ki?!


..............................


IKINIR SIKILIR ÖDERLER VATAN SAĞOLSUN!

Irak hükümetinin izni olmadan Irak petrolünün usulsüz taşınması ve Irak devletinin belirlediği resmi satış fiyatının altında satılmasından dolayı Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Irak’ın açtığı davada Türkiye’yi suçlu buldu.

Ve Irak’a 1 milyar 471 milyon Dolar tazminat ödemeye mahkum etti.

Türkiye bu kararı Paris İstinaf Mahkemesi’nde açtığı bir dava ile istinafa götürmüştü.

Şimdi bu davanın da sonuçlandığı ve Türkiye’nin istinafının Fransız mahkemesi tarafından reddedildiği bildiriliyor.

Bu durumda Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği 1 milyar 471 milyon dolarlık tazminat kararı kesinleşmiş ve ödeme için de geri sayım başlamış bulunuyor.

***

1 milyar 471 milyon Dolar Tayyip Erdoğan’ın potin kutularından çıkmayacak!

Buna hiç kuşku yok!

Ya nerden çıkacak?

Çöplüklerden ekmek arayacak duruma getirilmiş Türk halkının cebinden çıkacak!

Bu da Tayyip-AKP diktatörlüğünün hiç umurunda değil!

1 milyar 471 milyon Dolar’lık tazminat kararının uluslararası mahkemelerde bugüne kadar Türkiye aleyhine verilmiş en ağır tazminat kararlarından biri olduğu bildiriliyor.

***

Reis’in ötünün kılı olmaya razı olanlar için hiçbir sorun yok!

“Reis bir harem kursa karımı ve kızımı onun haremine seve seve vermeye hazırım” diyenler için de hiçbir sorun yok!

Reislerine böyle bir sadakatle bağlı olanlar, 1 buçuk milyar Dolar’dan mı korkacak?!

Ikınır sıkınır öderler!

Vatan sağolsun!

Reis sağolsun!

Hayıf bunun yanında yanacak yaşlara!

***

Bu arada fantezi gibi gelecek ama…

Bir ihtimal daha var!

Mesela Tayyip Donald’ı arasa diyorum…

Hani şu Epstein sapığı Donald’ı…

NATO zirvesinde yanıp tutuşan bir sevgi tezahürü olarak koluna girdiği Donald’ı!..

Böyle böyle mesele… Başım sıkıda Donald, 1,5 milyar Dolara acilen ihtiyacım var dese…

Sevgili Donald onu mu kıracak?!

İyi aşık böyle zamanda belli olur!

Bunun tersi de olabilir tabii…

Adam pedofil bir sapık!

Bakarsın 1,5 milyar Dolar tazminatı talep etmekten vazgeçsin diye Irak’ın başına füze de yağdırır!

Olmaz mı diyorsunuz?

Ferhat Şirin için dağları deler de…

Donald Tayyip için Irak’a füze ateşlemez mi?!

Herşeyi söylemek mümkün!

Aşk engel tanımaz!


.....................................

_______________


SİZ DE Mİ BADEMLEMECİSİNİZ?

Siz hiç “Bademleme” yaptınız mı?

O da ne diye şaşırdınız değil mi?

Haklısınız.

İnsan hiç “Bademleme”nin ne olduğunu bilmeden bu soruya yant verebilir mi?

Eminim çoğunuz bademlemeyi bugüne kadar değil yapmak, adını bile duymadınız.

***

“Bademleme “çıtır pıtır dediğimiz şekerli badem yapmak değil.

Badem ezmesi yapmak da değil.

Şammali’nin ya da tel kadeyifin üstüne badem dizmek, kaymaklı sini gatmerinin arasına dövülmüş badem sarmak da değil bademleme!

Sözü daha fazla uzatıp sizi merakta bırakmadan söyleyim.

Bademleme demek İslamda erkek çocuklarıyla eğleşmek demekmiş ve bu da İslami hayat tarzına uygun ve caizmiş!

***

Bu açıklama, Tayyip’in müridi ve kafadarı olan Cübbeli Ahmet hocadan geldi.

Din işlevli Ensar Vakfı’nda bir öğretmenin 45 çocuğa cinsel tacizde bulunup tecavüz etmesi meğer “Bademleme”ymiş!

Ensar’ın hocası ballandıra ballandıra bademleme yaparak gününü gün ediyormuş Vakıf’ta!

“Bunda İslamiyete aykırı bir şey yok” diyor Tayyip’in gözdesi Cübbeli Ahmet!!!

***

Kendi kız çocuğundan, kendi bacısından, anasının diz kapağından bile tahrik olan ve bu tahrik sonucu onlara tecavüzü caiz sayan bir zihniyetin erkek çocuklarıyla eğleşip, onlarla “Bademleme“ yapmasını İslama uygun  bir hayat tarzı olarak görmesinde şaşılacak hiçbir şey yok!

Asıl şaşılacak olan böylesine çirkef ve ahlaksız bir zihniyetin Türkiye’nin başına çöreklenmesinde oylarıyla katkıda bulunan halk kesimidir!

İnsan ister istemez düşünüyor.

Galiba bunların hepsi de bademlemeci!

Ha, bademleme  ilgi alanınız dışında mı?

Boşverin durmayın üzerinde…

Nasıl olmasa, bademlemeci Muammer’ler çok anavatanınızda!

***

Ve son olarak…

“Türkiye’siz olmaz” diyenlere bir soru:

Siz de mi bademlemecisiniz?!

Mehmet Levent
bottom of page