top of page

Tüge Dağaşan

Şair Gözüyle

ÇOK DADLI İNSANLAR

Üzgünüm;

bazı insanlar bazı insanları tutsak eder; gönülsüz.

bazı insanlar bazı insanları tutsak eder; gönüllü.

Gönüllü tutsaklık üzmez de gönülsüz olanlar insanın gönlünden öyle şeyler götürür ki...

Bazı dostlar telefon kullanmayı bırakma yolunda ki ben de o yola girmiş olanlardanım. Nedeni ise insanın insanı üzmesi daha çok. Mecbur kalmadıkça telefonu kullanmıyoruz. Yüz yüze olan biz bize olan en uygunu. En güzeli hatta en özü. Yine de her zaman mümkün değildir yüz yüze iletişim. İşte o

zaman telefona mecbur kalırız.

Sosyal medya kullanımını azaltan, durduran, donduran insanlar bunu neden yapıyor? Vakitlerini, sevip değer verdikleri insanlarla geçirmeyi seçtikleri için mi daha çok, yoksa üzüldükleri için mi insanın insana yaptığına tanıklık etmekten?

Nedeni ne olursa olsun bir bıkkınlık var, gereksiz bulma var, değerli saatlerinin kendilerinden çalınmasını istememek var. Evet, birçok olumlu yanı var, var olmasına var da her şey ayrı ayri vakit istiyor, vakit alıyor. Vaktim yok derseniz de nedeni algılanmıyor çoğu tarafından. Vakit ayırmak istediğimiz alanlar, canlılar neler kimler ise ğimiz alanlar, canlılar neler kimler ise onlarla etkileşime gireriz bir şekilde ama arayarak ama sorarak ama bularak. İnsan bir şekilde bulur, bulmak istediğini.

Bir bakıyorum öyle güzel, öyle içten, öyle öz insanlar; öyle kişilerce soyutlanmak isteniyor ki. Tanımadan, bir küçük sohbet etmeden onlarla ilgili yersiz yersiz konuşuluyor. Oysa öyle dadlı insanlar ki bu insanlar. Çok dadlı insanlar.

Peki, ne yapılıyor bu dadlı insanlara?

Yaşadıkları anlar burunlarından getirilmek isteniyor. Duruşları, savundukları, inandıkları şeyler birilerince değiştirilmek isteniyor, değiştirmedikleri için dadlı oluyorlar zaten ama bunun farkında değil onları değiştirmek isteyenler. Dadsız hayatlar yaratma çabasıyla dadlı insanların aldıkları soluğu kesmek istiyorlar. Bazen kesiyorlar da.

Bazı haberleri okuyunca şaşırmıyorum hayır, zaten artık neye şaşırabiliriz hiç bilmiyorum ne olursa olsun şaşıracak değiliz gibi geliyor. Şaşırabileceğimiz haberler de kalmamış olabilir yani yine haberler de kalmamış olabilir yani yine de insan insanı hep şaşırtandır.

Taçam'a bakıyorum, sohbet ettiğim, düşüncelerini dinlediğim bir insan. İçten, derin bir insan. İnsan gibi insan derler ya öyle bir insan.

Dadlı bir insan yani.

Hani bazı insanlar çok dadlı olur ya, n insan tüterler adeta. İşte insan tütebilecek insanlar dadlıdırlar. Onun gibi biraz daha insan var ki çok dadlıdır. Yaşla ilgili değildir bu kişiliği ile ilgilidir hem. Şimdi tek tek saysam isimlerini sadece bendekilerin sayfa yetmez ve aslında ne güzel bir şeydir bir sayfa dolusu hatta sayfayı geçecek kadar dadlı insanı tanımak şahsen ya da dinleyerek. Çünkü her insan dadlı olamaz, olabilse bugün bu yazı da yazılmazdı.

İnsanın insanı, insanın canlıyı çekemediği şu dünyada; insanı ve tüm güzel canlıları çekebilecek, koruyabilecek, sahiplenebilecek insan modelleri hızla kendi dünyasına çekilirken bu dadlı insanları tanımadan bilmeden haklarında çirkin çirkin konuşabilecek hakkı bulmak -ne bileyim- hiç de insana göre değil.


...............................


BİR ÇİÇEK BOYNU BÜKÜK

Tüm mesele bir kitapta beğendiğin bir sayfanın ucunu kıvırabilmekti, fotoğraflar ve notlar bırakabilmekti kenarına ve daha fazlası.

Mesela bir çiçek boynu bükük. Tamamlamak değil tamamlanmaktı o kitabın sayfasında. Boynu bükük bir çiçekle veyahut bir not düşerek cümlenin içine.

Eş zamanlı okunan birkaç farklı kitap; aynı konuda ve isimde ya da benzer bir olayda birleşiyorsa vardı elbet bir sebep.

Sebepsiz hiçbir şey olmaz derler. Sebepsiz bir şey olur mu? Bir kitap mesela sebepsiz okunur mu? Sebepsiz okunmaya başlansa da okundukça sebepler doğmaz mı?

Mesela bir insan neden doğar, madem doğdu neden ölür?

Varolmanın bilinmez boşluğu, yokolmanın dayanılmaz boşluğu ile ölçülürse, hangisi hangisini geçer bu bir karış ömürde?

Kaç karış kumaş gerek bir canı örtmeye? Kaç ayak olmalı insanın kapladığı yer? Kaç kulaç atarsa yüzmeyi başarır bu engin denizde?

Bir kitap okunurken boynu bükük bir çiçeğe rastlayınca gülen yüzü, neden bir günde bu kadar gülmez?

Günlerin getirdiği ve daha çok da götürdüğü nedir bir insan ömründe?

Boynu bükük bir çiçek güldürebiliyorsa yüzünüzü, bu çiçeğin değil çiçeği sunanın marifeti daha çok. Sunulan her bir çiçeğe bir kulp taksalar da çiçekler sunun sevdiğiniz insanlara. Budur insanı ayakta tutacak olan, yüzü öldürecek olan, yüzün gülmesini sürdürecek olan. İnanın budur. İnsan, üzerinde taşıdığı ağırlık ile dökülürken adım adım toprağa, bir iz daha bıraktı sanıyor. Bıraktığı iz başka insanlar sırtlansın diye filizleniyor. Yükü olmayan her seferinde yeni bir yük sırtlansın ve yürümeye devam etsin diye sırf.

Yürümenin daha ağır bir hali yoktur. Yüklerin verdiği ağırlık ile iki büklüm olan insan omurgasını kaybederek devam eder yola, yolun halini görmeyerek, omurgası tamamen eriyip sürünmeye başlayınca anlıyor, anladığı anda da kabullenip devam ediyor ya da yolun bir köşesine bırakıyor kendini, tamamen toprağa karışmak için.

Bir çiçek oluyor boynu bükük, fotoğrafları süsleyen ya da kitap sayfalarını.

Bir çiçek boynu bükük ne güzel güldürüyor insanı.

Bir çiçek boynu bükük…

“Bu ağırlık yüreğimin üzerine yığılınca beni öldürüyor” diyor kitabın sayfaları. Ağırlık diyor yani bir nevi yük… Yükleri toplayıp kitap sayfalarından sırtıma alıyorum, daha ağır yürüyebilmek için belki, belki yığılıp kalmaya sebebim olsun diye biraz daha. Biraz daha birikmesi için yüklerimin, kendi yüklerim yetmiyormuş gibi. Sayfa aralarından çıkan boynu bükük çiçeklere gülümseyerek ve okuyarak bulundukları cümle aralarını.

Bir çiçeği keser gibi kesiyorum sayfadan taşan cümleleri, oysa hiç çiçek kesmeyen biriydim eskiden ben de. Çiçekleri sunmak için keser oldum bir şire. Çünkü en çok da bir çiçek yakışır bir çiçeğe.

Tüge Dağaşan
bottom of page